Türkiye'nin zengin coğrafyası, tarih boyunca pek çok benzersiz canlı türüne ev sahipliği yapmış ancak zaman içinde değişen çevre şartları ve insan faaliyetleri sebebiyle bu çeşitliliğin bir kısmı ne yazık ki kaybedilmiştir. Anadolu toprakları, iklimsel geçiş bölgelerinde yer alması sayesinde bir kıta kadar zengin bir biyoçeşitliliğe sahip olsa da geçmişte bu topraklarda özgürce yaşayan pek çok görkemli memeli ve kuş türü artık sadece tarihi kayıtlarda yer almaktadır. Geçmişte kaybedilen bu türlerin hikayesini anlamak, günümüzde hala varlığını sürdürmeye çalışan ve yok olma sınırında bulunan diğer canlıları korumak adına büyük bir önem taşımaktadır.+
Anadolu coğrafyası yakın tarihe kadar dünyanın en prestijli ve büyük yırtıcılarına, devasa memelilerine ev sahipliği yapan eşsiz bir fauna çeşitliliğine sahipti. Ancak avcılık, yaşam alanlarının daralması ve ekolojik dengenin bozulması gibi faktörler, bu canlıların Türkiye topraklarındaki varlığını tamamen sona erdirdi.
Anadolu'nun güneydoğu ve doğu bölgelerinde bir zamanlar ekosistemin zirvesinde yer alan Anadolu kaplanı, Hazar kaplanı alt türünün bir parçasıydı. Özellikle ormanlık ve nehir kenarlarındaki sazlık alanlarda yaşamayı tercih eden bu devasa yırtıcı, bölgedeki av hayvanlarının nüfusunu dengeleyen en önemli unsurdu. Türkiye'deki son Anadolu kaplanının 1970 yılında Hakkari'de vurulduğu resmi kayıtlara geçmiş ve bu tarihten sonra yapılan hiçbir saha çalışmasında türün izine rastlanmamıştır.

Bugün sadece Güney ve Güneydoğu Asya'nın tropikal bölgeleriyle özdeşleştirilen Asya fili, milattan önceki dönemlerde Anadolu ve Mezopotamya topraklarında geniş sürüler halinde yaşamaktaydı. Özellikle Akdeniz ve Güneydoğu Anadolu'nun sulak ve ağaçlık alanlarında varlık gösteren bu dev canlılar, medeniyetlerin gelişmesi, tarım alanlarının açılması ve yoğun fildişi avcılığı nedeniyle milattan önce 1. binyılda Türkiye topraklarında tamamen yok olmuştur.

Hızıyla bilinen bu muazzam avcı, geçmişte Türkiye'nin güney ve güneydoğusundaki açık bozkırlarda ve yarı çöl iklimine sahip alanlarında ceylan sürülerini avlayarak yaşamını sürdürüyordu. Osmanlı dönemi minyatürlerinde ve av kayıtlarında da sıkça kendine yer bulan çitalar, açık arazilerin tarıma açılması ve avladıkları toynaklı hayvanların azalmasıyla birlikte 20. yüzyılın başlarında Anadolu'ya tamamen veda etmiştir.
Anadolu'nun dağlık ve ormanlık bölgelerinin gizemli hakimi olan Anadolu parsı, leopar türünün bu coğrafyaya uyum sağlamış özel bir ırkıydı. Ege, Akdeniz ve Doğu Anadolu'da uzun yıllar varlığını sürdüren bu büyük kedi, insan yerleşimlerinin dağlara doğru genişlemesi ve hedefli avlanmalar sonucunda kritik seviyeye gerilemiştir. Son resmi kayıtlar 20. yüzyılın ikinci yarısında yoğunlaşsa da günümüzde neslinin Türkiye'de tamamen tükendiği kabul edilmektedir.
Türkiye'nin sulak alanlarında, nehir boylarında ve temiz akarsu kenarlarında bir zamanlar yoğun bir kunduz popülasyonu bulunmaktaydı. Nehir ekosistemlerinde yaptıkları barajlarla su rejimini düzenleyen ve diğer canlılara yaşam alanı sunan bu kemirgenler, kürkleri ve şifalı olduğuna inanılan salgıları için aşırı avlanmıştır. Yaşam alanlarının kirletilmesi ve kurutulması da eklenince kunduzların Anadolu'daki varlığı yüzyıllar önce sona ermiştir.
Geçmişte tamamen kaybedilen türlerin yanı sıra, bugün Türkiye faunası içinde varlık mücadelesi veren ve acil koruma önlemleri alınmazsa tamamen yok olacak pek çok canlı bulunmaktadır. Bu hayvanların nüfusları kritik seviyelerin altına inmiş durumdadır.
Kelaynaklar, dünyada sadece çok kısıtlı bölgelerde göçmen olarak yaşayan ve Türkiye'de özellikle Şanlıurfa'nın Birecik ilçesiyle simgeleşen nadide kuş türlerindendir. Tarım ilaçlarının bilinçsiz kullanımı ve yaşam alanlarının bozulması nedeniyle 1980'li yıllarda vahşi doğadaki nesilleri neredeyse tamamen tükenme noktasına gelmiştir. Günümüzde Birecik'teki özel üretme istasyonunda yarı bağımlı olarak korunan bu kuşların doğaya yeniden kazandırılması için çalışmalar yürütülmektedir.
Dünyanın en nadir memelilerinden biri olan Akdeniz foku, Türkiye'nin Ege ve Akdeniz kıyılarındaki insan ayağı değmemiş izole mağaralarda yaşamaktadır. Kıyı yağmacılığı, turizm faaliyetlerinin kontrolsüz genişlemesi, deniz kirliliği ve balıkçı ağlarına takılma gibi nedenlerle sayıları tüm dünyada sadece birkaç yüz civarındadır. Türkiye kıyıları, bu asil canlıların dünyadaki en önemli sığınaklarından biri olma özelliğini korumaktadır.
Deniz kaplumbağaları, milyonlarca yıldır okyanusları ve denizleri aşarak Türkiye'nin güney sahillerine yumurtlamak için gelen kadim canlılardır. Muğla İztuzu, Antalya Çıralı ve Patara gibi kumsallar bu türün en önemli üreme alanları arasında yer alır. Sahillerin ışıklandırılması, turistik tesislerin yuvalama alanlarını işgal etmesi ve denizlerdeki plastik atıklar Caretta Caretta neslini doğrudan tehdit etmektedir.
Türkiye'nin ve Avrupa'nın en büyük uçan kuşu unvanına sahip olan toy kuşu, Anadolu'nun açık bozkırlarında ve geniş tarım arazilerinde yaşamaktadır. İri gövdeleri sebebiyle kaçak avcıların hedefi olan ve büyük tarım makinelerinin yuvalarını bozmasıyla üreme başarısı düşen bu kuşların sayıları her geçen yıl azalmaktadır. Popülasyonları günümüzde Orta ve Doğu Anadolu'daki birkaç kısıtlı bölgeye sıkışmış durumdadır.

Güneydoğu Anadolu, Akdeniz ve Ege'nin kurak, kayalık bölgelerinde yaşayan çizgili sırtlan, doğanın temizlikçisi olarak bilinen ve leşlerle beslenen çok önemli bir figürdür. Benekli sırtlanların aksine daha yalnız bir yaşam süren bu canlılar, insanlar tarafından yanlış tanınmaları ve zararlı olduklarına dair batıl inançlar nedeniyle katledilmektedir. Yaşam alanlarının otoyollarla bölünmesi de popülasyon bütünlüklerine büyük zarar vermektedir.
Dünya genelinde olduğu gibi Türkiye'de de biyoçeşitliliğin zarar görmesi ve canlı türlerinin ortadan kalkması tesadüfi değil, zincirleme antropojenik etkilerin bir sonucudur. Doğal dengenin bozulmasına yol açan dinamikler temelde insan faaliyetlerine dayanmaktadır.
Tarih boyunca ve günümüzde hayvan nüfuslarının doğrudan azalmasındaki en büyük etken yasa dışı avcılık faaliyetleridir. Belirli bir kota gözetilmeden, üreme mevsimlerinde ya da tamamen yasaklanmış alanlarda yapılan avcılık, türlerin kendini yenileme hızının önüne geçmektedir. Büyük memelilerin postu, dişleri veya sadece av trofesi uğruna vurulması, popülasyonların genetik çeşitliliğini de yok ederek türün direncini kırmaktadır.
Sanayileşme, nüfus artışı ve kontrolsüz kentleşme hamleleri, yaban hayatının sığınacağı alanları haritadan silmektedir. Ormanların kereste üretimi veya madencilik için kesilmesi, sulak alanların tarım arazisi elde etmek amacıyla kurutulması canlıları göçe zorlamaktadır. Yaşam alanı parçalanması olarak adlandırılan bu durum, hayvanların beslenme, barınma ve üreme bölgeleri arasındaki bağları kopararak onları küçük ve savunmasız gruplara bölmektedir.
Sanayi atıklarının akarsulara karışması, tarımda aşırı kimyasal kullanımı ve plastiklerin doğaya salınması ekosistemleri zehirlemektedir. Bununla birlikte küresel iklim değişikliği nedeniyle yaşanan ani sıcaklık artışları ve kuraklık, su kaynaklarının kurumasına ve bitki örtüsünün değişmesine yol açmaktadır. Bu hızlı değişime biyolojik olarak ayak uyduramayan hassas türler, besin zincirinin kırılmasıyla birlikte yok oluş sürecine girmektedir.
Türkiye, üç farklı fitocoğrafik bölgenin kesişim noktasında yer alması ve Asya, Avrupa, Afrika kıtaları arasında bir köprü görevi görmesi sayesinde olağanüstü bir biyoçeşitliliğe sahiptir. Bu coğrafi konum, sadece belirli bir bölgede yetişen veya yaşayan "endemik" türlerin zenginleşmesini sağlamıştır. Endemik hayvan ve bitki türleri, ülkenin genetik mirası olmalarının yanı sıra ekosistemin direnci ve sağlığı için de kritik birer denge unsurudur. Bir endemik türün ortadan kalkması, o canlıya bağlı olarak yaşayan diğer mikroorganizmaların, böceklerin ve bitkilerin de yok olması anlamına geldiğinden biyoçeşitliliğin korunması sürdürülebilir bir gelecek için hayati bir zorunluluktur.
Giderek artan çevre bilinci ve uluslararası baskılar, Türkiye'de yaban hayatını korumaya yönelik kurumsal ve hukuki mekanizmaların geliştirilmesini zorunlu kılmıştır. Bu kapsamda hem ulusal hem de uluslararası düzeyde çeşitli stratejiler uygulanmaktadır.
Tarım ve Orman Bakanlığı bünyesinde ilan edilen milli parklar, tabiat parkları ve yaban hayatı geliştirme sahaları, tehlike altındaki türlerin insan baskısından uzak şekilde yaşayabileceği güvenli bölgeler oluşturur. Bu sahalarda her türlü yapılaşma, madencilik ve avcılık faaliyeti sıkı denetimlere tabidir. Hayvanların doğal ortamlarında izlenmesi, fotokapan teknolojileriyle envanterlerinin çıkarılması ve popülasyon artışlarının takibi bu koruma alanlarında gerçekleştirilmektedir.
Türkiye, küresel ölçekte yaban hayatını korumayı amaçlayan pek çok uluslararası anlaşmaya taraftır. Nesli tehlike altında olan yabani hayvan ve bitki türlerinin uluslararası ticaretine ilişkin CITES sözleşmesi ve Avrupa'nın yaban hayatını korumayı hedefleyen Bern Sözleşmesi bunların başında gelir. Bu sözleşmeler doğrultusunda iç hukukta ağır para cezaları, av yasakları ve koruma eylem planları devreye sokularak küresel standartlarda bir koruma kalkanı oluşturulmaya çalışılmaktadır.
Türkiye’de nesli tükenen hayvanların ortadan kaybolmasının en önemli nedeni insan faaliyetleridir. Özellikle kaçak ve bilinçsiz avcılık, büyük memelilerin hızla azalmasına yol açmıştır. Bunun yanında ormanların kesilmesi, sulak alanların kurutulması ve şehirleşmenin artması hayvanların doğal yaşam alanlarını yok etmiştir. İklim değişikliği ve çevre kirliliği de ekosistemleri bozarak türlerin hayatta kalmasını zorlaştırmıştır. Bu faktörlerin birleşmesi sonucunda Anadolu kaplanı, çita ve kunduz gibi birçok tür Türkiye’de tamamen yok olmuştur.
Anadolu parsı uzun yıllardır Türkiye’de görülmediği için neslinin ülkede tükendiği kabul edilmektedir. Geçmişte Ege, Akdeniz ve Doğu Anadolu’nun dağlık bölgelerinde yaşayan bu büyük yırtıcı, insan baskısı ve avcılık nedeniyle ciddi şekilde azalmıştır. Son resmi kayıtlar 20. yüzyılın ikinci yarısına ait olsa da zaman zaman farklı bölgelerde pars görüldüğüne dair iddialar ortaya çıkmaktadır. Ancak bilimsel olarak doğrulanmış sürdürülebilir bir popülasyona rastlanmadığı için türün Türkiye’de yok olduğu düşünülmektedir.
Kelaynak kuşlarının nesli özellikle tarım ilaçlarının bilinçsiz kullanılması nedeniyle büyük zarar görmüştür. Tarım alanlarında kullanılan kimyasallar, bu kuşların beslendiği canlıları azaltmış ve doğrudan zehirlenmelere yol açmıştır. Ayrıca yaşam alanlarının bozulması ve göç yollarındaki tehditler de popülasyonlarını ciddi şekilde düşürmüştür. Günümüzde Şanlıurfa Birecik’te kurulan özel üretme istasyonlarında koruma altında tutulmakta ve yeniden doğaya kazandırılmaları için çalışmalar yapılmaktadır.
Akdeniz fokları dünyadaki en nadir memeliler arasında yer aldığı için korunmaları büyük önem taşımaktadır. Türkiye kıyıları, bu canlıların yaşamını sürdürebildiği en önemli bölgelerden biridir. Ancak kıyı yapılaşması, turizm baskısı, deniz kirliliği ve balıkçı ağları fokların yaşamını tehdit etmektedir. Akdeniz foklarının korunması yalnızca tek bir türün değil, deniz ekosisteminin sağlığının korunması anlamına da gelir çünkü bu canlılar denizlerdeki doğal dengeyi koruyan önemli türlerden biridir.
Caretta Caretta deniz kaplumbağalarının en büyük sorunlarından biri yuvalama alanlarının insan faaliyetleri nedeniyle zarar görmesidir. Sahillerdeki yoğun ışıklandırmalar yavruların yönlerini şaşırmasına neden olurken turistik tesisler de yumurtlama alanlarını daraltmaktadır. Ayrıca denizlerdeki plastik atıklar kaplumbağalar için ölümcül sonuçlar doğurmaktadır. Türkiye’de özellikle İztuzu, Patara ve Çıralı sahilleri bu türün korunması açısından büyük önem taşımaktadır.
Türkiye, üç farklı kıtanın ve farklı iklim bölgelerinin kesişim noktasında bulunduğu için çok zengin bir biyoçeşitliliğe sahiptir. Bu durum, yalnızca Türkiye’de yaşayan birçok endemik türün oluşmasını sağlamıştır. Endemik canlılar ekosistemin dengesi açısından kritik öneme sahiptir çünkü bir türün yok olması ona bağlı yaşayan başka canlıların da zarar görmesine yol açabilir. Bu nedenle Türkiye’nin biyolojik zenginliğinin korunması, hem doğal denge hem de gelecek nesiller için büyük bir sorumluluk olarak görülmektedir.