Mustafa Kemal Atatürk’ün hayvanlara olan derin sevgisinin en somut simgesi, hayatının önemli bir döneminde yanından ayırmadığı sadık dostu Foks’tur. Atatürk, cephelerde geçen yıllarından Cumhuriyet’in kuruluşuna kadar geçen süreçte pek çok köpeğe sahip olmuş olsa da, Foks onunla Çankaya Köşkü’nde en çok vakit geçiren ve kamuoyu tarafından en çok tanınan köpeğidir. Bu yazı, Atatürk’ün hayvan sevgisinin derinliğini ve Foks başta olmak üzere hayatına dokunan köpeklerin hikayesini tüm detaylarıyla gün ışığına çıkarmaktadır.
Atatürk için hayvan sevgisi sadece bir hobi değil, bir yaşam felsefesi ve medeniyet göstergesiydi. Çocukluğundan itibaren doğaya ve canlılara ilgi duyan liderin, askeri okul yıllarında ve Trablusgarp, Çanakkale, Doğu Cephesi gibi zorlu savaş meydanlarında bile yanında köpekleri olduğu bilinmektedir. İlk dönemlerinde Alp adında bir köpeği bulunan Atatürk, savaşın en kanlı anlarında bile bu dostlarının bakımını ihmal etmemiş ve onlarla vakit geçirerek bir nebze olsun huzur bulmuştur. Onun için bir hayvanla kurulan bağ, karşılıksız sadakat ve samimiyetin en saf halini temsil ediyordu.
Foks, Atatürk’ün hayatındaki köpekler arasında şüphesiz en özel yere sahip olanıdır ve bugün bile "Atatürk'ün köpeği" denildiğinde akla gelen ilk isimdir. Çankaya Köşkü'nde devlet adamlarından yabancı misafirlere kadar herkesin tanıdığı Foks, Gazi’nin hem yalnızlığını paylaşmış hem de ona sosyal hayatında eşlik etmiştir.
Foks, o dönemlerde oldukça popüler olan ancak Türkiye'de nadir rastlanan bir cins olan Terrier (bazı kaynaklara göre Pointer-Terrier kırması) bir köpektir. Fiziksel özellikleriyle oldukça dikkat çekici ve estetik bir görünüme sahip olan Foks hakkında bilinen temel nitelikler şunlardır:
Foks'un bu sevimli görüntüsü, onun köşkteki tüm toplantılarda serbestçe dolaşmasına ve protokol kurallarının ötesinde bir sevgi görmesine neden olmuştur.
Foks’un Atatürk’ün hayatına girişi, Samsun’da görev yapan bir tüccar aracılığıyla gerçekleşmiştir. Atatürk, Samsun ziyareti sırasında bu akıllı köpeği görmüş ve köpeğin sahibi olan tüccarın Foks’u kendisine hediye etmesiyle bu dostluk resmen başlamıştır. Ankara’ya getirilen Foks, kısa sürede Çankaya’nın bir parçası haline gelmiş ve Atatürk’ün günlük rutinlerine adapte olmuştur. Tanıştıkları ilk andan itibaren aralarında kurulan bu bağ, Foks’un hayatının sonuna kadar sürecek olan büyük bir sadakatin başlangıcıdır.
Foks, Çankaya Köşkü’nde adeta evin bir ferdi gibi yaşamıştır. Atatürk’ün çalışma odasından yemek masasına, bahçe yürüyüşlerinden önemli kabullere kadar her yerde Foks’u görmek mümkündü. Hatta bazı tarihi fotoğraflarda Atatürk’ün çalışma masasının hemen altında uyurken veya bahçede birlikte koştururken çekilmiş kareleri mevcuttur. Foks, köşkteki personel tarafından da çok sevilmiş, kendisine özel bir kulübe ve bakım alanı oluşturulmuştur. Ancak o, her zaman Atatürk’ün dizinin dibinde olmayı tercih etmiştir.
Atatürk ve Foks arasındaki ilişki, basit bir sahiplik ilişkisinden çok öte, derin bir dostluk ve empatiye dayanıyordu. Gazi Paşa, yoğun devlet işlerinden ve stresli toplantılardan bunaldığında Foks ile vakit geçirerek dinlenirdi. Foks, Atatürk’ün ruh halini anlarcasına bazen sessizce yanında bekler, bazen de onu neşelendirmek için oyunlar yapardı. Atatürk’ün Foks’a karşı gösterdiği bu şefkat, onun insani yönünün ve her canlıya duyduğu saygının en büyük kanıtlarından biri olarak tarihe geçmiştir.

Foks’un ölümü, Atatürk için oldukça üzücü bir olay olmuştur. Yaşlılığa bağlı sağlık sorunları veya son dönemlerinde sergilediği hırçın tavırlar nedeniyle (bazı kaynaklar Atatürk'ün elini ısırdığını ve bu nedenle uzaklaştırıldığını belirtir) Foks hayatını kaybetmiştir. Ancak Atatürk’ün ona olan sevgisi ölümünden sonra da sönmemiş, dostunun anısını yaşatmak için çeşitli adımlar atılmıştır. Foks’un kaybı, Çankaya Köşkü’nde büyük bir boşluk yaratmış ve Atatürk uzun süre onun yerini dolduracak bir başka canlıya aynı mesafede yaklaşmamıştır.
Foks öldükten sonra, Atatürk’ün isteği üzerine naaşı o dönemin teknikleriyle tahnit edilmiş yani doldurulmuştur. Bu işlem, Foks’un hatırasını korumak ve gelecek nesillere Atatürk’ün hayvan sevgisini göstermek amacıyla yapılmıştır. Uzun yıllar çeşitli müzelerin depolarında muhafaza edilen Foks’un naaşı, günümüzde Anıtkabir’deki Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi’nde sergilenmektedir. Müze ziyaretçileri, Atatürk’ün kişisel eşyalarının yanı sıra bu sadık dostunun figürünü de görerek aralarındaki bağa tanıklık edebilmektedir.
Foks en meşhuru olsa da, Atatürk’ün hayatında Alp ve Alber isimli iki önemli köpek daha vardır. Alp, özellikle Milli Mücadele yıllarında Atatürk’ün yanından ayırmadığı, iri yapılı ve sadık bir köpektir; Atatürk'ün yaveri gibi onu her yerde korumasıyla bilinir. Alber ise beyaz renkli, şık görünümlü bir köpektir ve Atatürk’ün estetik anlayışını yansıtan bir başka dostudur. Her iki köpek de Foks öncesi ve sonrası dönemlerde Atatürk’ün evcil hayvanlara olan tutkusunun farklı dönemlerini temsil ederler.
Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’ni kurarken sadece siyasi ve hukuki reformlar yapmamış, aynı zamanda toplumsal şefkat ve hayvan hakları konusunda da öncü olmuştur. Onun döneminde hayvanlara eziyet edilmesini engelleyici düzenlemeler teşvik edilmiş, modern tarım ve hayvancılık teknikleri geliştirilirken hayvan refahı da göz önünde bulundurulmuştur. Atatürk’ün kendi yaşamındaki örnek teşkil eden davranışları, Türk toplumunda hayvanlara karşı daha medeni ve sevgi dolu bir bakış açısının oluşmasına temel hazırlamıştır.
Mustafa Kemal Atatürk’ün en tanınmış köpeği Foks’tur. Çankaya Köşkü’nde uzun yıllar Atatürk’ün yanında yaşayan Foks, hem devlet adamları hem de halk tarafından bilinen bir köpek haline gelmiştir. Atatürk’ün günlük yaşamında sürekli yanında bulunan Foks, onun yalnızlığını paylaşmış, çalışma saatlerinde ve dinlenme anlarında sadık bir dost olmuştur. Günümüzde “Atatürk’ün köpeği” denildiğinde akla ilk gelen isim hâlâ Foks’tur.
Foks’un Terrier ya da Pointer-Terrier kırması olduğu düşünülmektedir. Kahverengi ve beyaz tüylere sahip olan bu köpek, orta boylu ve oldukça hareketliydi. Zeki bakışları, enerjik tavırları ve korumacı yapısıyla dikkat çekiyordu. Atatürk’ün ona çok iyi baktığı, sağlıklı ve bakımlı görünümünden anlaşılmaktaydı. Köşkteki herkes tarafından sevilen Foks, özgürce dolaşmasıyla da dikkat çekmiştir.
Foks, Samsun’da yaşayan bir tüccar sayesinde Atatürk’ün hayatına girmiştir. Atatürk, Samsun ziyareti sırasında bu akıllı köpeği görmüş ve çok beğenmiştir. Daha sonra köpeğin sahibi Foks’u Atatürk’e hediye etmiştir. Ankara’ya getirilen Foks kısa sürede Çankaya Köşkü’nün vazgeçilmez bir parçası olmuş ve Atatürk ile arasında güçlü bir bağ kurulmuştur.
Atatürk ile Foks arasında sıradan bir sahip-hayvan ilişkisinden çok daha güçlü bir dostluk bulunuyordu. Atatürk yoğun devlet işleri ve toplantılardan yorulduğunda Foks ile vakit geçirerek rahatlıyordu. Foks da adeta onun ruh halini anlayarak bazen sessizce yanında duruyor, bazen oyunlar yaparak onu neşelendiriyordu. Bu ilişki, Atatürk’ün hayvanlara karşı duyduğu sevgi ve şefkatin en önemli örneklerinden biri olarak görülmektedir.
Foks öldükten sonra Atatürk’ün isteğiyle naaşı tahnit edilerek doldurulmuştur. Bunun amacı, sadık dostunun anısını korumak ve Atatürk’ün hayvan sevgisini gelecek nesillere göstermekti. Uzun yıllar çeşitli yerlerde muhafaza edilen Foks’un doldurulmuş naaşı bugün Anıtkabir içindeki Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi’nde sergilenmektedir. Ziyaretçiler burada Foks’u görerek Atatürk’ün hayvan sevgisine tanıklık edebilmektedir.
Evet, Atatürk’ün Foks dışında Alp ve Alber isimli köpekleri de vardı. Alp, özellikle Milli Mücadele döneminde Atatürk’ün yanında bulunan iri yapılı ve koruyucu bir köpekti. Alber ise beyaz renkli ve zarif görünüşlü bir köpek olarak bilinmektedir. Bu köpekler, Atatürk’ün hayatının farklı dönemlerinde ona eşlik etmiş ve onun hayvan sevgisinin önemli parçaları olmuşlardır.